Yazar adı gereklidir!

Göster Şifre gereklidir!

Şifreni mi unuttun?

Yazar adı gereklidir!

E-posta gereklidir!

Göster Parola gereklidir!

2 + 8 =

Şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdan kayıt olduğunuz e-posta adresinizi girin ve şifrenizi sıfırlayın.

E-posta gereklidir!

Girişe Dön

Kapat

osmanlıda ilmihal kültürü - #147

Osmanlı medeniyetini hazırlayan ve Allah sevgisi ile Allah korkusunu insanların gönlüne yerleştiren, ihlas ile yazılmış Birgivî Vasıyetnamesi, Hüccetül-İslâm İlmihâli ve Mızraklı İlmihâl gibi kitaplar olmuştur. Bu kitaplarda, ülkenin Padişahından dağdaki çobanına kadar herkese lâzım olan, îmân, ibâdet ve ahlâk bilgileri toplanmış ve bunların herkes tarafından kolayca öğrenilmesi sağlanmıştı. Herkes birbirinden görerek İslâmî bir hayatı kolayca öğreniyor ve yaşıyordu.
Padişah da, dağdaki çoban da, sabahleyin yatağından aynı şekilde sağ tarafından Besmele ile kalkar, günlük duâlarını okuyarak, güzel bir niyetle işine başlardı… Sabah namazını kılmak için abdest hazırlığı yapılır ve namaz kılınırdı. Yemeğe ; Besmele ile başlanır Hamd ile bitirilirdi. Günlük hayatta, hep aynı olan bu davranışlar, bir ömür boyu devam ederdi. Toplumun her kesiminde hep aynı îmân, ibâdet ve ahlâk hükümleri hâkim olurdu. Herkes birbirine yardım ederdi. Hatta Bosna’dan çıkıp Mekke’ye hacca giden bir Müslüman, uğradığı beldelerde ücret ödemeden yer, içer ve yatardı. Osmanlı ülkesinin insanları, hep birbirine nasihat eder, öğüt verirdi. İyiliğe teşvik ve kötülükten birbirlerini menederlerdi. Kısacası, Osmanlıda Müslüman olan halk günlük hayatını, İlmihâl kitaplarında yazan bilgilere göre düzenlerdi. Hatta Müslüman olmayan vatandaşlar da, bu hayat tarzına göre hareket etmeye çalışırdı.
Bu hassasiyet ve uygulama Osmanlı Müslümanlarını, İslâmiyetin zirvesi olan tasavvuf terbiyesine ulaştırmıştı. Dağdaki çoban da, Rabbine kavuşmak için gönül yolculuğuna çıkmış ve zirveye ulaşmış olan da, günlük olaylar karşısında hep aynı tepkiyi verir ve; Bunda da bir hayır vardır, Hak şerleri hayreyler… der, kalp kırmayı en büyük cürüm ve günah bilirlerdi. İslâmın temel bilgileri, atasözleri ve halk deyimleri şeklinde zihinlere yerleşmişti. Eden bulur… Eden kendine eder… gibi nice özlü sözler, hep böyle bir kültürün ürünleriydi. İşte bu İlmihâl Medeniyeti’nden, günümüz insanlarının anlamakta zorlandığı; Sadaka Taşları, Alacak defterlerinin yırtılması ve Kışın aç kalan kurtlar ve yaralı kuşlar için vakıf kurulması gibi güzellikler doğmuştu…
Hasan Yavaş TÜRKİYE GAZETESİ 19.04.2017

1 entry daha var